Dizi furyası malum tüm dünyayı kasıp kavuruyor. Çocukluğumda ve ilk gençlik dönemlerimde Güney Amerika’dan ithal diziler moda olmuştu. Okuldan kızlarla hemen hemen her gün Arjantin dizilerindeki karakterler üzerine konuşur; dizinin en yakışıklısını seçer ve üzerine uzun uzun gülüşürdük. Daha sonra Cnbc-e dizileri peydahlandı. Ülkemizdeki ‘eğitimli’, maddi durumu genele göre daha iyi, sinemaya gidebilen ve belli ortalamanın üzerinde müzik beğenisi olan insanlar tarafından takip edilmeye başlandı cnbc-e dizileri. Fakat geri kalanlar yine yerli kanallardaki dizileri takip etmek üzere ekranları başına geçtiler. Cnbc-e dizilerini takip edenlerle yerli dizileri takip edenler arasında gerçekten fark var mı? sorusunu kendi kendime çok sorar oldum bu günlerde.
Amerika’dan tüm dünyaya ithal edilmiş, mistik güçleri olan karakterler ve onların dünyasında dönen doğaüstü olayları işleyen diziler moda uzun zamandan beri. Ülkemizde de özellikle biz gençler arasında takip ediliyor. Ve bu dizileri takip eden gençler Türkiye’nin ‘aydın’ insanları, aydın gençleri olarak anılıyor, biliniyor. Çünkü büyük bir kısmı üniversite öğrencisi, çoğu fotoğraf çekiyor, çoğu film izliyor ve giyimine kuşamına özen gösteriyor, deyim yerindeyse ‘trend’i takip ediyor. Ve bu gençler arasında dinin günlük hayatlarındaki önemi önceki kuşaklara göre ya çok arka planda ya da tamamen yok olmuş durumda. Çünkü bu gençler(ya da biz gençler) demin de bahsettiğim gibi üniversite öğrencisi olduklarından mıdır bilemem ama dini çok da günlüklerine dahil etmiyorlar. Dolayısıyla yerli kanallarımızda bir süredir var olan ‘mistik ya da dini unsur’ taşıyan diziler bu gençler ve bu gençler gibi yaşayan orta yaşlılar tarafından sevilmiyor; sevilmediği gibi oldukça da tepki çekiyor. Ve birçok ‘muhafazakar’ kanalda gösterilen bu diziler( Kırık Kalpler dizisi gibi) Türkiye’de yoksul, kırsalda yaşayan, eğitimsiz ve dini günlük hayatına dahil etmiş insanlar tarafından izleniyor. Ayrıca bu dizi türü muhafazakar, dinci, Kemalist, aydın, solcu… grupların kafasını kurcalayan ve onların birbirinden uzaklaşmasını ya da birbirine yaklaşmasını sağlayan bir pratik haline gelmiş durumda. ‘Hangi diziyi takip ediyorsun?’ diye sorduğunda ‘a dizisini izlerim’ gibi bir karşılık karşındakinin laik mi, şeriatçı mı olduğunu belli eder hale geldi. Kısacası siyasette ve günlük yaşamımızda insanları sınıflandırırken kullandığımız bir sürü tanım, kalıp ve karman çorman olmuş kafaların karman çorman yorumları bu tür günlük sohbetlerde de kendini gösterir hale geldi.
‘İyi eğitimli’, okur yazar gibi gibi nitelikleri olanlar yabancı yapımı mistik dizilerin ‘fan’ıyken Türkiye’de yapılan mistik dizileri neden reddediyorlar? Bu eleştiriyi yaparken ülkemizde dini motifler içeren dizilerin niteliksizliğinin farkındayım. Evet, çoğu mantıkdışı ve etliyle sütlüyü birbirine karıştırmış durumda. Fakat bazı gruplar tarafından tercih edilmeme sebeplerinin sadece bu dizilerin niteliksizliğiyle sınırlı kaldığına inanmıyorum.
Cumhuriyet rejimini yaşamaya başladığımızdan bu yana sadece yarım asır geçmiş, anayasasını yurtdışından ithal etmiş, dini yenileme isteğine halk olarak yanaşılmamış ve bir kısmının da cesaret edememiş olduğu bir ülke miyiz acaba? Dinin siyasete dahil olmayacağı devletçe garantilenerek ‘laik’ bir ülke olmuşuz. Cumhuriyet Dönemi’nde kadın- erkek için insani haklarımız ‘verilmiş’, verilmiş ama birçoğumuz bu haklara anlam verememiş bir milletiz. Üstüne üstlük minnacık bir grup tarafından sonsuz arzulanan reformu da tam manasıyla yaşayamamışız. Kaderine razı gelerek yaşamayı kabul etmiş, yaşamını sadece zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabilir şekilde devam ettirebilmeyi dileyen büyük bir grupla; ‘verilen’ hakların kıymetini bilen ve her fırsat bulduğunda bu hakları onlara veren insanlara minnet duyan, ama az miktarda içinde dönüşüme dair potansiyel enerji taşıyan bir de ‘aydın’ grubumuz var. Aydın grubun bu yarı ürkek yarı bilinçsiz ama kesinlikle dinin ön planda olmasını reddeden halinin sonuçlarından biri mi muhafazakar türk dizilerine karşı olan tutumları? Kendilerini uzak tuttukları alanlardan biri olan bu tür dizilerle dinin gerek yaşamlarında gerekse de siyasetlerinde olmayacağına inanarak bulundukları yeri koruyor; korunduklarına mı inanıyorlar acaba?
Amerika’dan tüm dünyaya ithal edilmiş, mistik güçleri olan karakterler ve onların dünyasında dönen doğaüstü olayları işleyen diziler moda uzun zamandan beri. Ülkemizde de özellikle biz gençler arasında takip ediliyor. Ve bu dizileri takip eden gençler Türkiye’nin ‘aydın’ insanları, aydın gençleri olarak anılıyor, biliniyor. Çünkü büyük bir kısmı üniversite öğrencisi, çoğu fotoğraf çekiyor, çoğu film izliyor ve giyimine kuşamına özen gösteriyor, deyim yerindeyse ‘trend’i takip ediyor. Ve bu gençler arasında dinin günlük hayatlarındaki önemi önceki kuşaklara göre ya çok arka planda ya da tamamen yok olmuş durumda. Çünkü bu gençler(ya da biz gençler) demin de bahsettiğim gibi üniversite öğrencisi olduklarından mıdır bilemem ama dini çok da günlüklerine dahil etmiyorlar. Dolayısıyla yerli kanallarımızda bir süredir var olan ‘mistik ya da dini unsur’ taşıyan diziler bu gençler ve bu gençler gibi yaşayan orta yaşlılar tarafından sevilmiyor; sevilmediği gibi oldukça da tepki çekiyor. Ve birçok ‘muhafazakar’ kanalda gösterilen bu diziler( Kırık Kalpler dizisi gibi) Türkiye’de yoksul, kırsalda yaşayan, eğitimsiz ve dini günlük hayatına dahil etmiş insanlar tarafından izleniyor. Ayrıca bu dizi türü muhafazakar, dinci, Kemalist, aydın, solcu… grupların kafasını kurcalayan ve onların birbirinden uzaklaşmasını ya da birbirine yaklaşmasını sağlayan bir pratik haline gelmiş durumda. ‘Hangi diziyi takip ediyorsun?’ diye sorduğunda ‘a dizisini izlerim’ gibi bir karşılık karşındakinin laik mi, şeriatçı mı olduğunu belli eder hale geldi. Kısacası siyasette ve günlük yaşamımızda insanları sınıflandırırken kullandığımız bir sürü tanım, kalıp ve karman çorman olmuş kafaların karman çorman yorumları bu tür günlük sohbetlerde de kendini gösterir hale geldi.
‘İyi eğitimli’, okur yazar gibi gibi nitelikleri olanlar yabancı yapımı mistik dizilerin ‘fan’ıyken Türkiye’de yapılan mistik dizileri neden reddediyorlar? Bu eleştiriyi yaparken ülkemizde dini motifler içeren dizilerin niteliksizliğinin farkındayım. Evet, çoğu mantıkdışı ve etliyle sütlüyü birbirine karıştırmış durumda. Fakat bazı gruplar tarafından tercih edilmeme sebeplerinin sadece bu dizilerin niteliksizliğiyle sınırlı kaldığına inanmıyorum.
Cumhuriyet rejimini yaşamaya başladığımızdan bu yana sadece yarım asır geçmiş, anayasasını yurtdışından ithal etmiş, dini yenileme isteğine halk olarak yanaşılmamış ve bir kısmının da cesaret edememiş olduğu bir ülke miyiz acaba? Dinin siyasete dahil olmayacağı devletçe garantilenerek ‘laik’ bir ülke olmuşuz. Cumhuriyet Dönemi’nde kadın- erkek için insani haklarımız ‘verilmiş’, verilmiş ama birçoğumuz bu haklara anlam verememiş bir milletiz. Üstüne üstlük minnacık bir grup tarafından sonsuz arzulanan reformu da tam manasıyla yaşayamamışız. Kaderine razı gelerek yaşamayı kabul etmiş, yaşamını sadece zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabilir şekilde devam ettirebilmeyi dileyen büyük bir grupla; ‘verilen’ hakların kıymetini bilen ve her fırsat bulduğunda bu hakları onlara veren insanlara minnet duyan, ama az miktarda içinde dönüşüme dair potansiyel enerji taşıyan bir de ‘aydın’ grubumuz var. Aydın grubun bu yarı ürkek yarı bilinçsiz ama kesinlikle dinin ön planda olmasını reddeden halinin sonuçlarından biri mi muhafazakar türk dizilerine karşı olan tutumları? Kendilerini uzak tuttukları alanlardan biri olan bu tür dizilerle dinin gerek yaşamlarında gerekse de siyasetlerinde olmayacağına inanarak bulundukları yeri koruyor; korunduklarına mı inanıyorlar acaba?





